Error

An Error Was Encountered

The action you have requested is not allowed.

Yazı Detayı
11 Mart 2018 - Pazar 15:38
 
Yıldırım düşerken
Dr. Muhammet Veysel Zortul
 
 

Son birkaç gündür sıklıkla gümüş yüzüğünü eline alıp içindeki keskin zehre bakıyordu. Bu zehri, en zor anları için saklamıştı. İçinden bir ses, o anların geldiğini söylüyordu. Çünkü bir zamanlar yıldırım gibi estiği topraklarda şimdi bir esir gibi dolaştırılıyor, onuru ve gururu bir paspas gibi çiğneniyordu. Yetmezmiş gibi derinden bağlı olduğu eşi Maria Despina ve iki kızı da gözlerinin önünde düşmanına sunuluyordu.

Kendi kendine 'Bu mertliğe sığar mı?' diyordu. Sonra bunu yine kendisi cevaplıyordu: 'Hayır sığmaz! Ben hayatım boyunca hep mertliğin yanında saf tuttum; ne namert oldum ne de namerde eyvallah ettim. Düşmanıma gece baskını yapmam için tüm şartlar uygunken bunu yapmayıp mertçe bir meydan savaşını tercih ettim. Yenildiğimde de tüm ikazlara rağmen kaçmayıp atımdan düşünceye kadar vuruştum. Gerekirse onurumla ölecek ancak 'Kaçtı!' dedirtmeyecektim. 

Tutulduğu çadırda, bazen yerin sallandığını hissediyordu. Belki de bu, yaklaşmakta olan bir depremin öncü işaretleriydi. O an bir deprem olup her şeyin alt üst olmasına belki de en çok kendisi sevinecekti. Sevinecekti çünkü yaşadıklarına katlanamıyordu artık. Gerek babası zamanında gerek kendi hükümdarlığı zamanında yapılan tüm zorlu savaşlara hem de en ön safta katılıp ölmediği halde şimdi eli kolu bağlı ölümü bekliyor olması ona çok zor geliyordu.

İçi hiç olmadığı kadar daralıyor ve böyle zamanlarda eskileri yadetmek suretiyle rahatlamaya çalışıyordu. Frenk Yazısı Savaşı'nda gösterdiği cesaret ve atılganlık dolayısıyla 'Yıldırım'lakabını aldığı günleri düşünüp mutlu oluyor, Kosova Savaşı'nın kazanılmasında müthiş bir yararlılık gösterdiğini, dudaklarının kuytularında beliren tatlı bir tebessümle hatırlıyordu. Ancak tam da bu demlerde, kardeşi Yakubbir kor gibi yüreğine düşüyor, tebessümünü bir buhar gibi yok edip tüketiyordu.Kosova'da en az kendisi kadar yararlılık gösterenve düşmanı takip etmekle meşgul bulunan kardeşi Yakub'u çağırtmış, boğdurtmakta tereddüt göstermemişti.

Yakub'un yuvalarından fırlayan gözlerini unutmak için bir limana sığınır gibi Despina'yla geçirdiği saadet dolu günlerine sığınıyordu. Gerçi ona göre, Despina da en az Yakub kadar talihsizdi. Kanlı bir savaşın sonunda Edirne'ye, bir başka kanlı savaşın sonunda ise Kütahya'ya götürülmüş, eşinin gözleri önünde aşağılık bir muamele görmüştü. Bu aralar ne zaman Despina'yı düşünse 'Keşke yüzü kadar bahtı da güzel olsaydı.'demekten kendisini alamıyordu.

Kendisine kibar davranan Timur'a belki de en çok bu kibarlığından dolayı kızıyordu. Keşke Kosova'nın sonunda kendisi Lazar'ın boynunu nasıl vurmuşsa aynı şekilde kendi boynu da öyle vurulsaydı. Bir de Timur'un kendisine 'Kör' diye takılmasına ifrit oluyordu. Evet, Timur tehlikesine karşı Memlüklerle birlikte hareket edebilirdi. Ancak bunu yapmayıp onlara ait yerleri topraklarına katmak suretiyle siyasi bir körlük içine düşmüştü. Bu böyleydi ancak yine de bu hitaba tahammül edemiyordu.

Bu arada yer altındaki sarsıntılar hiç olmadığı kadar artmıştı. Bir deprem olursa yüzüğündeki zehre de gerek kalmayacak ve intihar gibi bir vebali yüklenmeden Mevla'sına kavuşacaktı. Yeniden geçmişe dalıp Güzelce Hisar'ı inşa ettirdiği günleri düşündü. Her şey ne de güzel gidiyordu. Bizans her taraftan muhasara edilmiş, ha düştü ha düşecekti. Belki de Peygamberin muştuladığı emir kendisi olacaktı. Ancak Timur çıka gelmiş ve her şeyi berbat etmişti. Dışarıdan gelen sesler yüzünden daldığı hülyalardan uyanıp dışarı çıktı.

Bir grup Osmanlı fedaisi tutulmuş, gözlerinin önünde öldürülüyordu. Suçları tünel kazmak suretiyle sabık hükümdarı kurtarmak imiş. Bunlar, oğlu Çelebi Mehmed'in adamları imişler. Plan başarısız olsa da mutluydu Yıldırım. Demek çocukları taht kavgasına tutuşurken babalarını da unutmamışlardı. Başı önünde çadırına girdi. Artık sarsıntılar bitmiş, binbir umut bağladığı deprem de yalan olmuştu. Yatağına uzanırken bir kez daha yüzüğüne baktı.

Son anlarında İzzeddin Mesud ve Celaleddin Arabi gibi ünlü doktorlar yanındaydı. Ancak kederinden mi yoksa keskin zehri içerek mi öldüğünü hiç kimse bilemedi…

 
Etiketler: Yıldırım, düşerken,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Doğru İnsan mısınız?
Ne Zaman Ölsek?
Evlilik Ne Zaman Rayına Girer?
Çocuklar ne ister?
Bebeklere isim nasıl konur?
Kaç Takipçiniz Var?
İnsansever misiniz?
Evlilik Bakımı Yaptırdınız mı?
Hababam Sınıfı Niçin Çok Sevildi?
İsmimiz Kariyerimizi Etkiler mi?
Osmanlı Ermenileri Katletti mi?
Korona
Saklı Hazine 5
Saklı Hazine 4
Saklı Hazine 3
Saklı Hazine 2
Saklı Hazine 1
Cumhuriyet Bayramı
Şu boğaz harbi nedir
Zübeyde Hanım
Kurtuluş Savaşı
Mustafa Kemal Niçin Büyük Bir Liderdi?
Bekârlık sultanlık mıdır?
ERKEK ADAM KÜPE TAKAR MI?
Kıyamet ne zaman kopacak?
Hezarfen çelebi uçtu mu?
Hz. İsa gelecek mi?
V. Murad Deli Miydi?
Kahve içmek caiz midir?
Vampir Drakula yaşadı mı?
Halide Edip Adıvar Mandacı Mıydı?
Baltacı Mehmet Paşa Katerina ile aşk yaşadı mı?
Mustafa Kemal'in Aşkı
Vesikalı Vatan 14
Vesikalı Vatan 13
Vesikalı Vatan 12
Vesikalı Vatan 11
Vesikalı Vatan 10
Vesikalı Vatan 9
Vesikalı Vatan 8
Vesikalı Vatan 7
Vesikalı Vatan 6
Vesikalı Vatan 5
Vesikalı Vatan 4
Vesikalı Vatan 3
Vesikalı Vatan 2
Vesikalı Vatan 1
Erkeklere ölüm
Çirkinler de Sever
Ertuğrul
Kerem Aslı(sı)nı Arıyor
Selanik Vakası
Bilmece
Beşiktaş Karakolu
Yabancı
Memnu Meyve
Aşkla Savaşmak
Bir Mutsuzluk Öyküsü
Yırtık Gömlek
Stratenice
Sular Yükselirken
Dünya Vanlılar Günü
Yasak Aşkın Savaşı Truva
Güleç Kız
Bir Amazon Kadınının Günlüğü
Kösem'in düşü(şü)
Zengin koca
Tekfurun kızı
Bit
Leylekleri öldürmek
Dünyada Van ahirette iman
Asırlık gazetenin aziz okuyucuları
Dua et ki orucum
Araftaki Vanlılar
Tatil
Doktor Civanım
Servet Aydınoğlu
Sucuklu yumurta
Misafir
Renkli Televizyon
İlk Aşk
Parayı kim buldu
Kaçak
Sınav
Cesim Abi De Bizi Görecek Mi
Ranza
Acı Şeker
İzdivaç
Karne
Minel Aşk
Aşçı
BABAM ve oğlu
Babalar Ağlamaz mı Anne?
Home
Işkın değil muz
Nasıl Zengin Oldum
Buzdolabı
Ankara-Van
İki Nisan/İki Bebek
Merhaba
Haber Yazılımı