Error

An Error Was Encountered

The action you have requested is not allowed.

Yazı Detayı
04 Temmuz 2020 - Cumartesi 19:48
 
Türkiye’nin en büyük zenginliği (2)
Mehmet Bedri Gültekin
 
 

1960’larda James Melaart başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları sonucunda MÖ 8. bin yılın ortalarında Çatalhöyük’te (Konya), bugün “Neolitik Kent” olarak nitelendirilen tarihin bilinen en büyük ilk yerleşmesi (yaklaşık sekiz bin nüfuslu) ortaya çıkarıldı.

Robert Braidwood ve Halet Çambel tarafından gene 1960’lı yıllarda kazılarına başlanan Diyarbakır Ergani Çayönü yerleşmesi, Anadolu’daki Neolitik yerleşim tarihini 2000 yıl daha eskiye götürdü. MÖ 9 binli yıllarda Çayönü’nde kült merkezlerinin olduğu, tarım ve hayvancılığa ilk geçişlerin yaşandığı ve hemen yakında bulunan bakır kaynaklarından elde edilen aletlerin (ergitilme yoluyla değil kabaca dövülerek) kullanıldığı ortaya çıktı.

1980’lerle birlikte Urfa’da önce NevaliÇori sonra Gürcütepe’de yapılan kazılar; Çayönü örneğinin tek olmadığını ve bütün bölgede hala gün ışığına çıkarılmamış aynı döneme ait çok sayıda yerleşimin olduğu ortaya çıktı.

1995 sonrasında ise Alman Arkeolog KlausSchmidt’in başkanlığında yürütülen Göbeklitepe kazıları ile birlikte bütün tarih bilgilerimiz kökten değişti. Artık biliyoruz ki insanlık, günümüzden yaklaşık 12 bin yıl önce büyük anıtsal projeleri hayata geçirebilecek bilgi birikimine, ideolojik donanıma ve toplumsal örgütlenmeye sahiptir. Elbette bu düzeye ulaşmasını mümkün kılan binlerce yıllık bir arka plan da vardır. Ve bu gelişme başka yerde değil, Anadolu’da yaşanmıştır.

Şimdi biliyoruz ki Mardin Midyat’taki Boncuklu Tarla, Batman’daki HallanÇemi, Körtik Tepe (Diyarbakır) veGussirHöyük’te (Siirt) bulunan yerleşimler, Göbekli Tepe’den en az 500 yıl daha eskidir. Viranşehir’de bulunan ve neolitik döneme tarihlenen T biçimli dikilitaşların yüzeyde bulunduğu Sefertepe ve Karahan yerleşimleri ise araştırılmayı beklemektedir.

Şimdiye kadar yapılan yüzey araştırmaları, söz konusu dönemlere ait ve henüz kazma vurulmamış daha yüzlerce yerleşim yeri daha olduğunu gösteriyor. Gerekli kaynakların ayrılması ile birlikte, önümüzdeki on yıllar içinde 10 tane daha “Göbeklitepe”miz, 10 tane daha “Çatalhöyük”ümüz vb. gün ışığına çıkabilir.

İşte dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan zenginlik budur. Bu zenginliğin ortaya çıkarılmasında yukarda isimlerini andığımız değerli bilim adamlarının yanısıra Ekrem Akurgal, Jale İnan, Mustafa İnan, Ufuk Esin, Manfred Osman Korfman ve Arif MüfidMansel başta olmak üzere öncü arkeologlarımızın hepsine şükran borçluyuz.

Türkiye ne yapıyor?

Toplam olarak 45 üniversitemizde arkeoloji bölümü var. Bu bölümlerden her yıl yaklaşık bin öğrenci mezun oluyor. Ama bu mezunlardan gene yaklaşık sadece 10 tanesi kendi alanında iş buluyor.

İşte bu da, söz konusu zenginliğin ne kadar farkında olduğumuzun resmidir.

2019 yılı öğretim yılının başlangıcında Arkeolog Prof. Celal Şimşek yaptığı açıklamada, “geçen yıl 18 arkeoloji bölümünün öğrencisizlikten kapandığını, bir o kadarının da kapanacak gibi göründüğü” bilgisini veriyordu.En büyük aymazlık budur. Türkiye her yıl 1000 arkeoloji mezununa, alanları ile ilgili iş olanağı sunduğu gün, kendi geleceğine en büyük yatırımı yapmış olacaktır.

Ülke kaynaklarını bir yandan hiçbir faydası olmayan alanlara ayırmak, ama arkeoloji gibi gerekli önem verildiği zaman her bakımdan Türkiye’yi güçlendirecek bir alandan ise esirgemek Türkiye’nin büyük sorunudur.

Bu sorun; tarihe, bugüne ve geleceğe bakış ile ilgili ideolojik bir sorundur.

100 bin arkeolog istihdam etmek!

Bu önemli sorunu çözmek için Türkiye’nin, Atatürk dönemine dönüp bakması gerekiyor. Dünya savaşının yıkıntıları içinden çıkmış Türkiye, çok kıt olanaklarının olduğu dönemde bir kaç alana büyük yatırımlar yaptı.

“Demirağlarla anayurdu dörtbir yandan birbirine bağladı.” En doğudan en batıya kadar bütün şehirleri kapsayan bir temel sanayi yatırımları hamlesine girişti ve başardı.

Ve bütün bunlarla birlikte “Üniversite reformu”nun bir parçası olarak Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesini öğretime açtı. Tarihimizin, en büyük güç kaynaklarımızdan olduğu bilinciyle hareket etti. “Sümerbank” ve “Etibank” işletmelerinin adları, bir ülkenin tarihsel arka planının, geleceğin inşasının emrine nasıl verileceğinin somut örnekleridir.

Keza Atatürk’ün kurulmasına önayak olduğu Türk Tarih Kurumu’nun çalışmalarına gösterdiği yakın ilgi ve çalışmaları için sunduğu olanaklar dason derece öğreticidir.

Bilimsel bir anlayışla tarihe olan yatırım, gerçekte geleceğe olan yatırımdır. Nereden gelip nereye gideceğini bilen genç neslin varlığı, bir ülkenin sahip olabileceği en değerli varlıktır.

Bu söylediklerimiz bazıları açısından çok fazla bir anlam taşımayabilir. Ama onların da anlayabileceği ve itiraz etmeyeceği bazı verilerden hareketle meramımızı anlatmaya çalışalım:

Göbeklitepe’yi 2019 yılında yaklaşık 500 bin kişi ziyaret etti. Kaldı ki bu bir başlangıçtır. Önümüzdeki yıllar içinde bu rakamın katlanarak artacağını söylemek abartı olmaz.

10 Göbeklitepe, 10 Çatalhöyük, 10 NevaliÇöri - Çayönü aracılığıyla insanlığın son 15 bin yıllık tarihini bütün dünyanın bilgisine sunabilmek, hayallerin ötesinde bir zenginlik kaynağının kapısını aralar.

Ayasofya’yı büyük çoğunluğu yabancı turist olmak üzere 2019 yılında 3 milyon 700 bin kişi ziyaret etti. Göbeklitepeler ve Çatalhöyüklerin ziyaretçi potansiyeli Ayasofya ile kıyaslanmayacak ölçüde yüksektir. Gerekli yatırımların yapılması ve tanıtılmaları şartıyla…

Bu konuyu şöyle bağlayabiliriz. Türkiye’nin 100 bin arkeolog istihdam etmesi demek, en az bir milyon yurttaşına bu alanda iş olanağı yaratması demektir. Tarih turizminin milyonlarca ziyaretçisinin, hizmet ve ticaret sektörüne yapacağı katkılar da tahmin edilebilir.

Borçlanma ekonomisinin iflasının yaşandığı ve çıkış yolunun üretimde arandığı günümüzde Türkiye’nin bu eşsiz zenginliğini değerlendirmesi zorunluluktur.

 
Etiketler: Türkiye’nin, en, büyük, zenginliği, (2),
Yorumlar
Diğer Yazılar
“Başkalarının hikâyeleri, bizim hikâyemiz”
Tertibin ayakta kalan son mevzisi
Ayasofya, lanet ve rahmet
Derviş
Üretim ekonomisi ve Ayasofya
“Amerika’dan kurtulalım da Rusya’ya, Çin’e mi bağlanalım!”
“Kılıç hakkı!”
Şerden hayır doğuyor!
MariAntuanette ve Donald Trump
“Çin’in Başarısının Sırrı”
Türkiye'nin Koronavirüs karnesi
Kamuculuk kazanıyor!
Diğergâm
"ABD yüzyılı" geride kaldı!
Dünya nereye gidiyor? – 1
En etkili tedbir: Parasız eğitim, parasız sağlık!
"Homo Habilis"ten bu yana verilen kavga
Yaralısını savaş meydanında bırakan Ordu (!)
Sivrisinek ve Nemrut
"Yalnız ölümler!"
"Çok alametler belirdi"
Terörü bitirmede tarihi fırsat
Sömürgeci günahın kefareti
İdlip'te kazanan kim ve kaybeden kim?
2015'ten bu yana değişen nedir?
Armageddon ya da Melhame-i Kübra
"Türkiye NATO'dur, Biz NATO'yuz!" Öyle mi?
Mülteci sorununun biricik çözümü
Tarihi fırsat mı, tarihi gaflet mi?
Geçmişten bugüne ikiyüzlülük, yalan ve zulüm
Düşman seni alkışlıyorsa…
"İdlipsınavı"nda son durum ve "devlet aklı"
İktidarın İdlip Sınavı
Ergenekon tertibinin ayakta kalan son mevzisi
Elazığ Depremi'nin en büyük dersi
Tarih bir kez daha "Sümer'de" başlıyor!
Günümüzün İslamcıları ne kadar İslamcı?
İran'a saldırmanın dayanılmaz hafifliği
Mezhepçilik hastalığı
İncirlik'e el koymanın tam zamanı
Alevi askerin cenaze töreni
ABD'nin "İntihar Eylemi!"
ABD, tekme tokat kovulurken!...
Sadaka ve geçmişe yatırım bütçesi
"Dersim olayları"nda birleşenler
ABD'nin yaptırım kararına karşı ne yapılmalı?
Eksik ayağı tamamlama görevi
Almanya'nın Dersim aşkı!
"Emperyalizmin dünü, bugünü, yarını"
"Beyin ölümü" gerçekleşen hasta
Üretim Devrimi Kurultayları
Savaş mevzilenmesi
Halk hareketleri
Tarih ve Matematik dersleri
Erdoğan Trump görüşmesi
Zorunlu olan ve olmayan dersler? (1)
ABD'nin beyhude hamlesi
Bir "Enstrüman"ın sonu
Tarihin 200 yıllık sayfası
Olması gereken oluyor
Şimdi ne yapmalı?
ABD havlu atıyor
Moskova'nın "Ortadoğu Planı" üzerine
Soner Polat Amiralin ardından
Sahipsiz toprak mı bulduk?
PKK ne zaman silah bırakır?
ABD ile ortak kara devriyesi!
Bir dönemin sonu
Büyük Millet Olmak!
Siyasette saflaşmanın ardındaki hesaplar
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 25
Demokrasi ile "ahmaklık" arasındaki kalın çizgi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 24
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 23
İlk düğme yanlış iliklenince…
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 22
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 21
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 20
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 19
Doğu Akdeniz'den Gelen Tehdit ve Partilerin Duruşu
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 18
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 17
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 16
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 15
Devlet Bahçeli’nin son eylemi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 12
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 11
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 10
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 9
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 8
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 7
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 6
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 5
"Dersim" çıkışı ile ne amaçlanıyor, kime hizmet ediliyor?
Vatan Fedaisi Resneli Niyazi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 4
Türkiye için tarihi fırsatı değerlendirebilmek
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 3
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 2
Yeni Zelanda ve Sri Lanka katliamları
Siyasal İslam'ın dört dönemi - 1
Siyasal İslam'ın son yenilgisi
Dini siyasete alet etme yarışı
Yine, yeniden Suriye
Emekçi halkın sağlam özü
Artık yeni bir Türkiye'deyiz…
"4. Kuvvet"in katli ya da intiharı
Elazığ aynasında ekonomik kriz ve çözüm
Avrupa'nın gözünden ABD ve Yeni Dünya
ABD ne yaptığını biliyor; Ya Biz?
ABD'nin çaresizliği?
Bedelli Askerlik ve Türkiye'nin "Beka Sorunu"
Tarihi kırılmanın çatırtıları
Milli Devlet yıkılırsa ne olur?
"Latin Amerika'nın Tatar Ramazan'ı"
Aklını kaybeden emperyalist
Tuzak ve gaflet
"Ölüm adın kalleş olsun!"
Eğitimdeki çöküş ve İmam Hatip Okulları
Dış politikamızın yumuşak karnı
2019'a girerken
Tarihi yenilgi ya da büyük zafer
Doğal zenginlik: Ülkenin şansı mı, şanssızlığı mı?
Olmak ya da Olmamak
Ergenekon tertibinin Hakim ve Savcıları yargı önünde
Sınır güvenliği nasıl sağlanır?
Türkiye kamp değiştirince yer yerinden oynar!
Van Ticaret ve Sanayi Odası'nın gözünden sorunlar ve çözümler
Haber Yazılımı