Error

An Error Was Encountered

The action you have requested is not allowed.

Yazı Detayı
04 Mayıs 2020 - Pazartesi 14:38
 
Turistlerimiz vardı
Şahbettin Uluat
veyselvuran655
 
 

Sinema vardı. Toprakkale'den ya da Kurubaş tepesinden yansıtılan karasal yayınları uzun alüminyum antenlerle alan televizyonlar vardı ama o günlerde internet bağlantıları da, yabancı kanalları evimize getiren uydu alıcıları ile internet temelli yayınlar yoktu.

Yabancıların bizi ve memleketimizi merak ettikleri gibi biz de onları merak ediyorduk.

Van tarihiyle, coğrafyasıyla turistleri çeken önemli merkezlerden biriydi. Tur şirketleri otobüslerle her yıl Haziran başından Ekim ayına kadar çok sayıda turisti Van'a taşıyorlardı. Turlar dışında ikili, üçlü, beşli guruplar halinde gelenler de  oldukça fazlaydı.

O günlerde kimi otellerin yoğun talebe tek tek karşılık vermek yerine camlarına "otelimiz dolmuştur / boş yerimiz yoktur" şeklinde yazılar astıkları zamanlar da oluyordu. Van - Gevaş arasında muhtelif yerlerde kamping işletmeleri faaliyetteydi.

Gelenlerin önemli bir kısmının ellerinde rehber kitaplar vardı. Kitaplarındaki önerileri dikkate alarak ya Kapadokya bölgesinden ya da Nemrut Dağı tarafından gelip Doğubeyazıt yönüne gidiyorlardı; ya da tam tersi yönlere yani Doğubeyazıt'tan Kapadokya'ya, Nemrut Dağı'na.

Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar, Hollandalılar, Amerikalılar, Kanadalılar, Avustralyalılar, İsviçreliler, Yeni Zelandalılar, Danimarkalılar, Finlandiyalılar, Japonlar, Hong Kong'lular, az da olsa İsrailliler, her milletten turistimiz vardı.

Onların sayesinde şehirde oteller, halı kilim mağazaları, hediyelik eşya satıcıları, gümüş satıcıları, lokantalar, turizm işletmeleri çalışıyor; nakit dövizler, seyahat çekleri, euro çekler piyasada dolaşıyordu.

Onlar rehber kitaplarında yazılı olan otelleri ve lokantaları ya da daha farklı yerleri ararken sık sık karşılaşıyor, yol, yer tarif ediyor, tanışıyorduk. Özellikle hafta sonları bazılarına gönüllü rehberlik yapıyor, Van Kalesi'ne, Akdamar Adası'na gidiyorduk. Kaledeki görevli bekçiyle aşina, adadakiyle de arkadaş olmuştuk.

Biz bu şehrin meraklı, dürüst, samimi, yardımsever gençleriydik. Onlar gezip, gelip görerek bizi ve ülkemizi öğrenirken bizler de onlarla arkadaşlık kurarak hem yabancı kültürler hakkında bilgi sahibi oluyor hem de birlikte hoşça vakit geçirmiş oluyorduk.

Yaz geceleri onlarla birlikte Cumhuriyet Caddesi turumuzu birlikte atar, şehir parkında çayımızı içerdik. Bazen saatlerce konuşurduk. Parkın kapanma saatinde yalnız bizim masanın dolu olduğu zamanlar olurdu ki, çalışanlar ışığı kapatıp açarak kapanma zamanı geldiğini bildirir, yine de kalkamadığımız zamanlarda gelip nazikçe uyarırlardı.

Her yaştan, her kültürden, her inançtan, her mezhep ve meşrepten, her renkten turistler gelip orada otururlardı. Geceleri oturmak için yer bulamadığımız zamanlar da olurdu.

O parkta yaşlı Hollandalı bir çiftle geç vakte kadar konuştuğumuzu anımsıyorum. Biz konuşurken birlikte çalıştığımız Gıyasettin adlı arkadaşımız yanımıza gelmiş; "yav parkta bu kadar güzel bayan turistler var, siz bu yaşlılarla (moruklarla) ne laklak ediyorsunuz" diye eleştirmişti. Gülsek mi, ağlasak mı bilememiştik. 

O esnada Hollandalı yaşlı adam kendi ülkelerindeki gençlerden yakınıyordu. "Biz ve önceki kuşak bugünün Hollanda'sını dişimizle, tırnağımızla çalışarak kurduk. Çok emek verdik. Yeni kuşaklar bizi anlamıyorlar. Tembellik ediyorlar. İşsizlik parası ile yetinip uyuşturucu kullanıyorlar" diyor, bizi bilmediğimiz bir ülke hakkında bilgilendiriyordu.

Akdamar Adası'na her çıkışımızda belli bir ücret ödüyorduk.. Bir keresinde arkadaşım Soner'le o ücretten kaçınmak için tekne adaya yanaşmadan göle atlayıp yüzerek gitmeye karar verdik. Giysilerimizi çıkartıp yanımızda bulunanlara teslim ettikten sonra ben önce iyi bir yüzücü olan arkadaşımın atlamasını bekledim ve o atladıktan hemen sonra da kendimi sulara bıraktım.

Kafamı sudan çıkardığımda ciddi bir ürperti geçirdim. Çünkü tekneden yakın gibi görünse de ada ile aramdaki mesafe o güne kadar yüzdüğüm en uzun mesafenin üç katı kadardı. Bir an için adaya ulaşamayacağımı düşündüm. Sonra da kendime sükunet telkin ettim. Yavaş yavaş, kendimi yormadan yüzmeye başladım.

Çok ümidim olmamasına rağmen kıyıya ulaştığımda ciddi anlamda bitkin düşmüştüm. Üstelik bir süre sonra bekçi yine gelip bizi bulmuştu.

O günlerde zaman zaman uğradığımız yerlerden biri de İskele'de göl kıyısında bulunan rahmetli Hasan Dayı'nın yeriydi.

Bir gece biri erkek, biri kadın iki Finlandiyalı turist arkadaşla oradan çıkıp şehir merkezine gelecektik. Vakit geç olmuş, toplu taşıma araçları paydos etmişti.

O günkü TRT binasına kadar yürümüştük ki, geriden gelen bir araç olduğunu fark ettik. Dönüp el kaldırdık. Gelen düşündüğümüz gibi toplu taşıma aracı değildi, içinde iki polisin olduğu resmi bir minibüstü. Durdular.  Durumu anlattık. Yetkili olduğu anlaşılan memur "tamam bunlar turist, geziyorlar; sizin ne işiniz var gecenin bu vakti dışarıda. Sizin eviniz barkınız yok mu?" diye beklenmedik bir şekilde bize çıkıştı. Açıklamaya çalıştık ama işe yaramadı.  Sonra "biz bunları yabancı oldukları için gidecekleri yere götürürüz ama sizi götürmeyiz, size ceza, yürüyerek gidin" dedi. Biz ona da razıydık. Biz razıydık ama turistler razı gelmediler. Durumu anlatınca erkek olanı kendi dilinde kadınla konuştu sonra başını iki yana sallayarak" olmaz, ya hep birlikte gideriz ya da biz de binmeyiz." diye karşılık verdi. Sonunda hepimizi aldılar. Yol boyunca polis abimizin nasihatlerini de dinledik.

Cumhuriyet Caddesi'nde vilayetin karşısında araçtan indikten sonra kadın turistin derin bir oh çektiğini gördüm. Çok fazla gerilmişti. Nedenini sorduğumda hiç beklemediğim bir yanıtla karşılaştım. "Türkiye ile ilgili Gece yarısı Ekspresi adlı bir film izlemiştim. Polislerin bizi alıp hapse atacaklarından korktum" diyince ister istemez güldüm. 

İzlememiştim ama sözünü etmiş olduğu filmin yıllar önce sırf ülkemizi kötülemek için belirli çevreler tarafından propaganda amacıyla yapılıp bütün dünyada gösterildiğini gazete haberlerinden biliyordum. Onlara bu durumu dilimin döndüğü kadarıyla anlattım. Nihayetinde polis de görevini yapmış, bize yardımcı olmuştu; hatırlattım.

O gün propagandanın ne denli güçlü bir araç olduğunu da bir kez daha anlamış oldum.

***

Tanıştığımız insanların bir kısmıyla daha sonra da uzun süre mektuplaştık. Van'a arkadaş olarak gelmiş olan bir Fransız çift yıllar sonra bizi düğünlerine davet ettiler.

Ülkesi, inancı, rengi, ırkı, kökeni ne olursa olsun biz sıradan insanların biraz hoşgörüyle aynı zeminde kolaylıkla bir araya gelebildiğimizi yaşayarak öğrendik; öğrettik.

Güzel günlerdi.

 
Etiketler: Turistlerimiz, vardı,
Yorumlar
Diğer Yazılar
HAVA HASTA
GEÇTİ GÜL GEÇTİ BÜLBÜL
BİRAZ DA AŞK…
YAŞANMIŞ MEMLEKET HİKÂYELERİ
İRAN FİLMİ “ BİR AYRILIK”
Bir Slogan “We can’t breathe”
Bayram mesajları
Covid19 küresel biyolojik terör aracı mı?
Sosyal medyanın salladığı insanlar
Van ve Şamran Kanalı
Salgın günlerinde 23 Nisan
İçerilerdeyiz…
Dünya Dönüyor
Sars Mers Korona
Bir yazar Kemal Sayar
Hemşerilik
Van'ın Güzel İnsanları Memet Abi
Göç
İdlib bombalanıyor...
Van'a Kar Yağıyor...
Kitap
Siyasal Kültür Farklılıkları
Can dediğin kuş misali...
Van ve Van Gölü Ekspresi
Dünya sinemasındayız...
Hepimiz aynı gemide değiliz...
Van neden hatırlanır?
Şeb-i Yelda
Van Kitap Fuarı
Adam gibi adam sorunu
Bir kısım gençlerimiz
Öğretmenim
Mümtaz Sami Özok ve Zirve Beyazı
Bisiklet Rüyası
Eski Van Resimleri
Hepimiz insanız ama...
Sosyal medya
Girişimcilik ruhu
Biz o zamanları yaşamadık…
Dünya ormanında insan
İyi Ki Varsın Nurgül Öğretmen 2 Bir Mezuniyet Töreni
Van Yüzüncü Yıl Üniversitemiz 38 yaşında
İyi ki varsın Nurgül Öğretmen 1 Önyargılar Yıkılırken
Van Et Kombinası Anıları - 2
Van Et Kombinası Anıları 1
Kadın cinayetleri çözemediğimiz kör düğüm
Bayramlar şekerler değişen alışkanlıklar
Machida Mezarlığı
Daha daha nasılsınız?
Gurbet memleket ve Erik Değdirenler
Uzun ince bir yolda 82. yıl
Kabak taşa değse de vay kabağın başına…
İnsanın çağdaş iletişim teknolojileriyle dansı
Gitmeler ve kalmalar üzerine…
Babam sağ olsun!
Yeni bir yüksek lisans ve doktora mevsimi
Memleket özlemi Van mevsimi
Bizim eller
Görebildiklerimiz öngörebildiklerimiz
Bilen Bilir
Tarladaki Çamur
İnsanlar ve mevsimler
Tehcir
Modern dünya ve gerçek iyilik
Helalleşme kültürü
Geçmişe Özlem (Bir Van Şiiri)
Bir zamanlar Van Et Balık
Kılavuzu karga olanın...
Beyni küçük cürmü büyük insanlar
Gurbette bir taziye
Evlenmek evlenebilmek
Taşındık tanış olduk
Biraz güneş
Dünün ve bugünün Sahalin'leri
O günlerde aşk
Yazarlar yazılar kitaplar
Halep Artık Halepçedir
Erzurum'a Kar Yağardı
Dünyada Van
Çağdaş gulyabaniler
Genç olmak
Büyüyoruz değişiyoruz
Bir sevdadır okumak
Seslerimiz de sözlerimiz de farklıdır
Bir Van Romanı Şark Yıldızı
Ah Çocuk…
Kentimizi korumak kendimizi korumak
Başkan ile Vatandaş Tayyar Başkan ile Perişan Teyze
Biz Dımso'ya niye güldük?
Van ve iç göçler
Unutulanlar, unutulmayanlar, unutulamayanlar
Her genç adama bir Abdurrahman Amca
Rahmetli Hıdo, Van ve Dünya
Biz çocuktuk, memleketimiz Van'dı
Temizlik zamanı
Akdamar'ın Çanları Yeniden Çalarken
Eldeki kuş, daldaki kuş, resimdeki kuş
Bir Yaz Günü Akadamar'da
Doları kim dolduruyor?
Van'ımız, Yazımız, Kadınlarımız
Van'ımız, Yazımız, Kadınlarımız
Van'la Sohbet
Haber Yazılımı