Error

An Error Was Encountered

The action you have requested is not allowed.

Yazı Detayı
21 Ocak 2020 - Salı 17:08
 
Edebiyatımızda Satranç Üzerine Yazılan İlk Hikaye
Ümran Öztürk
 
 

Satrançla hiçbir ilgim olmamasına karşın bir süre önce tesadüfen satrançla ilgili “Masum Hamleler” filmini izledim. Küçücük bir çocuğun azmi ve kararlılığı bu filmi sonuna kadar izlememi sağladı. Bu filmde bazı terimler dışında satrancın felsefesi dikkatimi çekti. Stratejik düşünme biçimi, soğukkanlılıkla, otokontrol ile bir zeka oyunu olarak bilinse de tüm bunlar bana duyguların daha ağır bastığı bir oyun gibi geldi. Başarı arttıkça hırsın arttığı, kaybetmenin insanı saldırganlaştırdığını o esnada kazananın suçluluk duygusu ile karışık zaferi yaşadığını gördüm.  Tüm bunlardan sonra satrancın filmi yapılmış bunun için senaryo yazılmış. Peki romanı, şiiri ve hikayesi var mı diye merak ettim. Küçük araştırmalar yaparken elime “İstanbul BİRNOKTA” Dergisi geçti. Aradığım sorunun cevabını bu dergide bulmuştum.

Satranç konusunda yayın dünyasında kitap, dergi ve ansiklopediler çokça yayınlanmaktadır. Edebiyat konusunda bir kitap aradığımızda onlarca yayıncının yayınladığı Stefan Zweig’in “Satranç” kitabı dışında bir esere rastlamıyoruz.  Eski Edebiyatımızda şiirlerde satranca çok yer verildiği halde yeni edebiyatımızda yalnızca İlhami Çiçek’in “Satranç Dersleri” kitabı dışında edebiyatımızda başka bir çalışma maalesef yoktur.  “İstanbul BİRNOKTA” dergisinin 2019 Ekim ayı sayısında yayınlanan “Satranççının Ölümü” isimli hikâyesi bu konuda bir ilk çalışmadır.  Hikâyede felçli ve yaşlı bir insanın huzurevi ortamında satrançla hayata tutunması konusu ustaca işlenmiştir.

Yazar Cahit Çelikel hikâyesinin geçtiği yer olan Edremit körfezinde; Kaz dağlarının eteklerinde denizi gören ve zeytin ağaçlarının içinde konuşlanmış bir huzurevinde yaşamını sürdüren satranç tutkunu felçli Ekrem Bey’in hayata tutunmasını anlatırken, huzurevleri sakinlerinin mutsuzluklarını, yaşlılık ve gençlik üzerine düşüncelerini de anlatmaktadır:

Zamanın, kendisi gibi kocamış çınarlara acımayacağını, fırtınaların önünde yalnızca genç ağaçların, yumuşak, esnek dokularıyla ayakta kalacağını biliyordu ama yaşlıyım diye oyunu bırakacak değildi: Kazanmak için çaba göstermedikten sonra oynamanın ne gereği var?  Üstelik satrançta kazanç, hayatın ona bıraktığı tek zevkti. Cevdet Bey gibi Ege Denizi’nin sularında kulaç atamaz, Kaz Dağları’na tırmanamazdı. Böyle düşününce oyuna daha sıkı sarıldı.

Rakibi Cevdet Beyle satranç oynarken hem satranç ve hem de yaşam ve ölüm üzerine düşüncelerini anlatıyor:

 “Huzurevi sakinleri içerisinde, biraz ötede oturan, kendisinden genç, bacakları sağlam. Davut Bey gibi çok kişi vardı ama hiçbiri denizin üzerinde oynaşan ışık cümbüşünün de, rüzgârın çam ve zeytin ağaçlarının üzerinde gezinirken söylediği türkünün de farkında değildiler. İnsanlar dışarıdan ölü bacaklarına bakıp belki de kendisine acıyor, içinin de bacakları gibi ölü olduğunu zannediyorlardır. Cevdet Bey’i beklerken, içindeki heyecanı görebilseler yanıldıklarını anlarlar. Onların yanılgıları satranç bilmeyenlerin, satranç oynayanları devinimsiz, duygusuz ve durağan bir konumda olduklarını düşünenlerin yanılgısı gibidir. Oysa satranç oyuncuları çok kere, yüz metre koşan bir atlet kadar enerji tüketir, maraton koşucusunun finalde duyduğu bitkinliği duyar ve bazen de köşede kıstırılmış, yumruk yağmuru altında kalan boksör kadar acı duyarlar. Daha hasmı gelmeden satrancın başında, ringe çıkacak bir boksör gibi heyecanla bekliyordu.”

Hikayenin bir başka bölümünde satranççıların diğer sporlardan farkını da şöyle anlatıyor:

“…Hiçbir oyunda insan satrançta olduğu kadar kazanma isteği duymaz: Çünkü diğer sporlarda yenildiğimizde; aklımız o benden genç, o benden ağır diye insanı teselli edecek bir neden bulur. Ama kibirli beynimizi teselli edecek bir başka organımız ne yazık ki yoktur. Oyunu kaybederse dünyanın sonu gelecekmiş gibi, pis pis bakan hasmının gözlerinden gözlerini kaçırmış, tahtaya bakıyordu…”  

Edremit Akçay’da yaşayan Hukukçu, yazar Cahit Çelikel ile, “Babil” romanını bana imzalayıp verdiğinde tanışmıştık. Gerçek yaşam hikâyelerini yalın bir dille anlatan yazar bu romanında İşkence konusunu sürükleyici bir dille anlatmaktadır. Yazarın ilk romanı “Yaşlı Devrimci”  ile kendi yaşamını ve yanılgılarını anlatır. Üçüncü kitabı “ Yunus ve Ben” (Molla Kasım) ile yanlış bilinen Yunus Menkıbesine dikkat çekmek istemektedir. Molla Kasım’ı Selçuklu Devletinde aydın bir “Kadı” olarak düşlemekte ve Selçuklu Devletinin yıkılış nedenlerine değinmektedir. Romanları dışında on beş hikayesi yayınlanmış, bu yıl sonuna kadar diğer on bir hikâyesi de yayınlandıktan sonra hikayelerini kitaplaştıracaktır.

Satranç tutkunu yazar Cahit Çelikel “Satranççının Ölümü “ hikâyesi”  ile edebiyatımıza satranç üzerine yazılmış ilk hikâyeyi kazandırmıştır.

Cahit Çelikel’in kitaplara olan tutkusu; daha hukuk fakültesi öğrencisi iken, ülkenin kültürel hafızası sayılan Milli Kütüphane’de çalıştığı o yıllardan kalma bir alışkanlık. Bugün 82 yaşında olmasına rağmen hala üreten, hala gözlem yaparak bu gözlemlerini yazılarına aktaran, çağı yakalamış bir yazarımızdır. Çelikel için; çağı ustaca yaşamasını bilen yani çağa entegre olmuş bir adam diyebilirim.  Hikayelerinde ve romanlarında bizi eski yıllara götürüp kendisi özlediği o anları yaşarken, kalemiyle de okuyucuya yaşatıyor. Günlük hayatta internetten alışverişini yapıyor, yine internetten günlük gazetelerini okuyor, sosyal medyayı rahatlıkla kullanıp çağın nimetlerinden yararlanabiliyor. Sohbeti ile de ufkunuz genişliyor yaşama farklı pencerelerden bakabiliyorsunuz.

 
Etiketler: Edebiyatımızda, Satranç, Üzerine, Yazılan, İlk, Hikaye,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Medeniyetin Mührü “Çeşmeler”
Kimlikli Şehirler ve Akıllı Kentler
60’lardan Günümüze Moda Yolculuğu
Ekmeğini Ateşten Çıkaranlar
MUHTEŞEM YÜZYIL DİZİSİNİN ŞEKER AĞASI; “Büyük bir şaşkınlık halindeyiz…”
Coronovirüsle Sınavımız
Uçurtman Seni Anlatıyor
Değişen Kent Kimliği
Kadınların koronavirüsle mücadelesi
2 Nisan ve bitmeyen hüznün diyarı Van
İğde Çiçeklerindeki Umut
İlk Çiçeğimi Yılmaz Güney’den Aldım
O Bir Çınardı
ALZHEİMER YALNIZLIĞI SEVER
Göç yolları gizli bir ahtır
Bir Masal Köyü, Bir Fikir Atölyesidir Adatepe
Tarihi Çarşılar ve Sahaflar
Yüreğimiz Bahçesaraylı Oldu
Depremle sınavımız
Annemin Reyhan Kokardı Elleri
Ruha Şiirle Dokunan Kadın
Yılbaşı öyküleri
Tek Yol Sevgi
Uslubundur seni ele veren
Sizin Mahalleniz, Sizin Sokağınız
Fısıldayacak rüzgâr Ayvalık'tan Van'a
Geçmişi Kendi Zaman Dilimine Taşıyan Ada; Cunda
Gaz Lambası Işığında Konser
Cumhuriyet Kadınlarına Selam Olsun
Babaannemin şefkatle yaktığı kına
Dünya Kız Çocukları Günü Kutlu Olsun!
Anadolu'nun Buğulu Sesi: Kaval
Deprem Çantamız Nerede?
Kadın gözüyle Balıkesirspor- Vanspor maçını izledim
Eylülsüz Sonbahardan Acı Veda
Hayatın Alfabelerinden Biri Toprak Diğeri Kadındır
Buruk bir tebessümdür Eylül
Van'a Geleneksel Mutfak Müzesi
Kayıt dışı hikayeler
Bir Röportajın Analizi
Vangölü ve Kazdağları Çığlık Çığlığa!!!
Vansesi Gazetesi 82 Yaşında
Gençler işsizliğin yanı sıra KYK kabusu yaşıyor!
Bir genç kızın ibretlik öyküsü
Edremit'ten Edremit'e Uçmak İstiyoruz
Yaşamın şifresi su, sevginin şifresi güven
Muradiye Küçükköy'de heyecan dorukta
Etek boyu mu pedofili mi?
Annemin Futbol Tutkusu
Van Gölü'nün imdat çığlıklarını duyan var mı?
Lorenzo'nun yağı ve çınar
İnce bir sızıdır yalnızlık
2 Nisan ve Bitmeyen Hüznün Diyarı, Van
Sona'nın hikayesi
Gümüşün iğne oyası Telkari
Herşey ayrıntılarda gizlidir
Kadınların yerel yönetimden beklentileri
AĞLAYAN GELİNLER Hüznün Çiçeği Ters Laleler
Bir tren yolculuğu
50 Kuruşun Hikayesi ve Sabiha Tansuğ
Bir Günün Hikayesi
Üniversitelerin kentlere kattığı değer
Her değişim yüze yansıyan bir ışıktır
Motiflerin gizli dili, aşkın ince sızısı…
Van’a Geleneksel Mutfak Müzesi
Van'ın Yerel Lezzeti Fırınağzı Yemeği ve Tarihi Van Kahvaltısının Hikayesi
Doğa Kolejinde Doğal Buluşma
Van izlenimlerim-1
Vanlı Okuyucularımla Buluşuyorum
2. Van Kitap Fuarı
Renklerin suyla dansı
Kent, Kadın ve Sanat
Kapalı Çarşıdan Toprak Damlı Evlere
Güneşe sevdalı çiçek
Mahalle baskısı…
Herşeye rağmen gülümseyen şehir
İlk Aşk Mektubunun Öyküsü
Mahallemizin kadınları sinema yapıyor
Gürpınar’da küçük bir kahvehane
Acımasız hırsız zaman
Vefa yaşarken gösterilmeli
Vahşi Kentleşme
Satsuma mandalinasının tarihi
Başka Van Gölü yok!!!
Maddeye düşünceyi katan dost
Çalma! Üret!
Çiğ damlasından yoğurda yolculuk
Fesleğen kokusundan reyhan şerbetine
Ben beyazı sende seviyorum
Hevsel Bahçeleri
Göç Yollarında Münizar ve Behiye
Aşkın ağacı ıhlamur ve çınar İskele Caddesi’nde
Başkaldırı ve İsyanın Dansı Tango
Taşların Sırrı
Sakız Sardunyalı Cumbalı Evler
Çemberimde gül oya
İki yürek arasında yolculuk
Vazgeçişlerin son sözüdür elveda
BEN AYRILIKLARI EZBERLEDİM
Doğusuyla batısıyla biz olmak
Kırık Kalplerin Sözcüsü Kahraman Tazeoğlu Yazarımız Ümran Öztürk'e konuştu: Aşktan Besleniyorum
Elbette Kadın'da gülecek
Kardeşliğin diğer adıdır lise arkadaşlığı…
Kirazın ve boncuğun buluştuğu masal köy
Hüzün şehri Van'da değişim rüzgarları
İzmir'de 2 Nisan Heyecanı
Göç yollarından bugüne
Bitmeyen hüznün diyarı Van…
Bugün bir çocuğu tiyatroya götürün
Bir Kadının Objektifinden: İplik Hayatlar
Zamana ince bir ayar çekmek
Hiçlik
Van kızı, şarkıların kadife sesi Melihat Gülses'le söyleşi
2 Nisan'da İzmir'de Van Rüzgârı Esecek
Önce birbirimizi sevmekle başlayalım
Van Beylerinin Şatosu Hoşap Kalesi
Zamanı unutturan renk
Kadının zerafeti, erkeğin cesareti
Masal köyün kraliçesi
6284 Kadınların Şifresi
Aynı gözlerle farklı coğrafyaları izlemek
Çarşılar ve kadınlar
Taner Barlas ile sohbet
Her seçim bir vazgeçiştir…
Gürpınar'da zamanın ruhu
PENCERELER, KAPILAR VE KÖPRÜLER
VAN'A GİDECEĞİM İÇİN HEYECANLANIYORUM
Leyla'dan sonra
Üzerlik
Bir yağmur damlası olmaktı niyetim
Bir fotoğrafın hikayesi
Ayla
Bir başkadır benim memleketim
Zirveden notlar
İnsan doğduğu yerin cıvasıdır
Gündüz Seyranlık Gece Gerdanlık
Kadının özgürlük çığlığı erbane
ONU KENDİN İÇİN AFFET
Ensestin neresindeyiz?
Radyolu günlerimiz
Sardunya kokulu sabahlar
Özgür bir ruh kendi güneşiyle ısınır
Begonvilli sokaklar
Savat; duyguları motiflerle anlatma sanatı
80. Yılında Vansesi Gazetesi
Çıplak ayaklı çocuklar
Korkuyu aşarsan bitkisel hayattan çıkarsın…
Güneş doğudan yükselir
O çocuksu gülüşümüz bayramlarda kaldı…
Müzik değişince dans değişir
İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir…
Bir Şehit verilecekmiş sen ol Aybüke
Hoş geldin hüzün, merhaba aşk…
Normalleşen Anormallikler
Bizi esir alan duygusal kapitalizm
Anneme Mektup
"ERKEK OLMAK DAHA ZOR"
HÜZNÜN KOKUSU SAHAFLAR
Bir şehri sevmek, aşka sebep aramaktır
Umuda elveda demeyenlerin öyküsü
Vivaldi'nin İlk Mevsimi
Böyle Olur Vanlıların Şöleni
Babamla aramızdaki küçük replikler
Hoşça kal
Hazan ve zaman
Kadına Dair... Oğluma Öğüdümdür
Onu güneşin doğuşunda göreceksiniz
Yeni bir sayfada başlar hayat
Kitapların büyülü yolculuğundaki kadın
Bir doğa olayıdır çıkar gelir aşk
Kahve kokusuna eşlik edendir huzurun kokusu…
Annemin kara kaplı defteri
Şiirin gizli öznesi aşk
İki dil bir bavul
Geçmişinin gölgesidir çocukluk arkadaşın
Yeni umutlara selam olsun
Kadın, Yağmur Ve Hüzün
Dokunarak sevelim
Sevgide çoğalmak
Gelecek, hayal edilen bir şimdidir
Gürpınar'da zamanın ruhu
Aşk tutsaklık, sevgi kutsallık mı?
Gözyaşı ve kahkahası birbirine karışır çocuğun
Gülüşünde Mayınlar Patlatırken, Ansızın Ağlayandır Çocuk
Şiir gibi gülümseyen insanlara merhaba
Haber Yazılımı