301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
19 Şubat 2020 - Çarşamba 14:52
 
Boş mu dolu mu?
Dr. Mine Kılavuz Ongün
 
 

Son günlerde yaşanan doğal felaketler, bazı tedbirler almamızı hatırlattı bize.  Önce deprem çantaları hazırlandı, hasarlı binalardan uzak durmalar haliyle ilk alınan tedbirler arasındaydı.  Bu akut safha atlatıldıktan sonra neler olacağını geçmişte yaşanan depremlere bakarak tahmin etmek zor değil… Buyurun… Benden hikâyesi:

Saat 11 oluyordu "Daha erken evden çıkmadan önce yemeği bile yetiştiririm" diye düşündü. Mutfağa giderek akşam yemeğini hazırlamaya başladı. Aspiratörü çalıştırdı. Baş dönmesi atakları sanki tekrar etmişti sendeledi. Yer ayaklarının altından kayar gibiydi. Aspiratör de fazla mı gürültü yapıyordu ne? Gürültü   değil, gümbürtüydü  daha çok…Hayır bu kayma baş dönmesi değil, bu gürültü…Depremdi bu..Duvarlar üzerine geliyor,yıkılacak neredeyse..Pencerelere koştu,dışarıya baktı,bir toz bulutu..Böyle bir sarsıntıyı daha önce hiç yaşamamıştı. Öylece bekledi. Engel olamadığı bir çarpıntı, kalbi yerinden çıkacak sanki. Bina öldürmese kalpten gidecekti. İşte sarsıntı durdu. Hemen sokağa fırladı. Kendisi gibi olayın şokunu yaşayan site sakinleri de dışarıda. Büyük bir deprem yaşanmıştı.  Binalara bakınca derin çatlakları görebiliyorlardı. Yıkım yoktu ancak zaman ilerledikçe şehrin diğer taraflarından yıkım ve ölüm haberleri teker teker gelmeye başladı.  Haftalarca geçici yerlerde yaşamlarını idame ettirdiler. Site terk edilmiş, sessiz ve korkunç bir viraneyi andırıyor. Girmek cesaret ister. Acil ihtiyaçları için bile gittiklerinde, evlerine girmeleri ile çıkmaları bir oluyor. Buraya kadar olay çok sıcak. Deprem anında yaşananlar, sonrası... Yapılması gereken neyse o yapılmalı, şansa bırakmak olmaz düşüncesi hakimdi.

Zaman ilerlemiş, şehir genelinde incelemeler yapılmaya başlanmış,  yıkılacak veya güçlendirilecek binalar tespit edilmişti.  İlk incelemede siteye yıkım kararı çıkarıldı. Site sakinleri yıkımdan sonra, yasal düzeleme ve kredi imkânları ile yeni çözümler arayacaklardı. Toplandılar, durum değerlendirmesi yapıldı, çözüm yolları incelendi. Boşta dolmayan, doluda taşan cinstendi birçoğu.  Neyse, "kabul edenler, etmeyenler… Kabul edilmiştir."   İlk gün sorulsa bir daha bu binalara girmeye cesaret edemezken, çoğunluğun verdiği karar: Yıkım kararına itiraz.  Ceplerimizi yakacak, bunca uğraş sonucu sahip olduğumuz evleri kaybetmekse büyük macera. En güzelinden bir güçlendirme, dış boya tamir… Eskisinden bile güzel olur. 

Sıkça yaptığımız gibi, nitelik yine arka plana atıldı. Şekil ön plana çıktı. İçini doldurmadan şekle, sayıya önem verdiğimiz diğer işler gibi oldu…

Buyurun bir hikâye daha:

Geçmişte bir gün, ortaokul öğrencisi olan oğluma Türkçe ödevi verildi.  Bir kitap okunup özeti en az 4 sayfa olacak şekilde yazılacak. Kitap okundu, özeti yazıldı. O da ne, üç sayfadan bir satır fazla değil.    Herkesin el yazısı, harflerinin büyüklüğü, kitabın uzunluğu farklı.  Dört olmaz da, iki olur, beş olur.  Bunun önemli olmadığını,  içerik güzel ve yeterliyse, amacına da ulaşmışsa, endişelenmemesi gerektiğini söylesek de kaygısını yenemedik. Ancak,  bu kaygının yersiz olduğunu anlamalıydı. Bir sayfa daha ekleyebileceğimi söyledim.  Nasıl olsa kırık notu göze almıştık. Bari yalana değil, küçük bir teste ve derse başvuralım dedik.  Aldım kalemi elime, dördüncü sayfayı ekledim. Yazdıklarım kitap özetinin devamı veya eki değildi. Öğrencim bu ödevi yazarken ve üç sayfanın endişesini yaşarken velisi olarak gözlemlediklerim, kitabı aslında hakkını vererek okuduğu halde, sayfa sayısı uygulamasının çalışma tarzını nasıl etkilediği, ödevle ilgili fikrim ve temennilerimdi. Altına görüşmek istenirse telefon numaramı ekledim. Ödev gitti ve tam not aldı, ancak ben aranmadım. Son sayfada yazdıklarımın akıbetini halen merak ederim. Tek görünen: Ödev dört sayfa olarak yapıldı, tam not alındı, dosyasına kondu. Herşey yolunda (!)

Not bir tarafa, ben amacıma ulaşmış, niceliğin değil, niteliğin önem taşıdığı vurgusunu oğluma geçirebilmiştim.

Hayatı şekillere ve sayılara boğduk. Binaları şekil ve sayıdan ibaret bildik, oysa sağlamlık olmalıydı önceliğimiz.   Araçlarımızda dış görünüşü lastiğinden,  zincirinden, güvenliğinden daha ön plana çıkardık. Eğitimi çözülen test sayılarıyla sınırladık ve değerlendirdik.  Duaları sayılara mahkûm ettik. Ölünün yedisi, onbeşi, kırkı, ellisini yaptığımız gibi. Buna benzer pek çok şey gibi. Standartları sağlamak uğruna yaptığımız göstermelik tüm diğer işler gibi. Yani laf olsun diye yaptığımız her şey gibi. Birçok şeyin içini böylece boşalttık. Bu düşünce yapısı,  yazık ki karakterlerin içini de boşalttı.

Oysa en büyük ve en gereksiz zaman kaybıydı laf olsun diye yapılan işler… Oysa sayıların, miktarın sunduğu niceliğin cazibesinden sıyrılıp, niteliğe yönelip içini doldurmak yeterliydi.  Şekli değil, fonksiyonel olması ve niteliği, sayısı değil içeriğin dolu olmasıydı değerli olan.

 
Etiketler: Boş, mu, dolu, mu?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Küresel Kriz: Salgın
Beyaz Önlük
Pembe mavi
Altın Bilezik
Hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet için bir araya geldiler
Müküs (Bahçesaray) Denince
Tatlı Perşembe
Mahur Beste
Ahde Vefa-Zeve
2020 ile söyleşi
Kentin Hafızasından-5: Hikayeleriyle Halk Oyunları ve Türkülerden Örnekler
Kentin Hafızasından-4: Halk Hikayeleri ve Aşıklık Geleneği
Kentin Hafızasından -3: Yaşayan ve yaşanan gelenekleriyle Van'da düğün dernek
Kentin Hafızasından-2 1915
Kentin Hafızasından Kısa Kısa -1 Dünyada Van, Ahirette İman
İnsan Okuryazarlığı
Spor ayakkabısı
YAZLIK MI KIŞLIK MI?
Utkuya giden umutlu yolculuğun mektubu
Kır Kahvesi
Nemrut
Cumhuriyet fazilettir
Arap Saçı
Kısa Hikâyeler: Çeyiz
Bir Sevda Sırrı Saklar Hoşap Kalesi
Ada halleri
Şahin Hoca'nın Ardından
Ortak dilimiz barıştı
Kısa Hikâyeler: Aylardan Eylüldü
Kısa Hikâyeler 5: Bayramlık
Van'da bayram sofraları
Dama bahane bulmak
Kalem Kalem 82 Yıl
Van'dan Vaniköy'e 2 ve 3 (Haşmet Sırrı Akşener) ve Çoban Kapısı Efsanesi
Van'dan Vaniköy'e-Haşmet Sırrı Akşener-1
Sınav
Aynen
Yılın Annesi
Martla Gelenler
Evvel zaman içinde 5: Yuvayı dişi kuş yapar
Evvel zaman içinde 4: Padişahın Kız Evladı
Evvel zaman içinde 3: Ercişli Emrah ve Selvihan (Sebihan) hikâyesi 2. kısım
Evvel zaman içinde 2: Ercişli Emrah ve Selvihan (Selbihan) Hikâyesi
Evvel zaman içinde 1: Halk hikâyeleri ve masallar
Ev harabın pişiği
Sağlıkta geleneksel şiddet günleri
Taburcu olmak…
Kısa Kısa
Vangölü Yaşasın
Van yolcusu kalmasın
BAKLAVA BAĞLAMAK
Bildiğiniz gibi…
Tepebaşı Mahallesi -2: Geçmiş Zaman Olur Ki, Hayali Cihan Değer- Nedim Kılavuz'un anlatımıyla
Van Balığı
Sardunyalar
BAYRAM O BAYRAM OLA
ŞİFA NİYETİNE VAN MUTFAĞI
Miras
Yüzüncü Yılında 2 Nisan
Sebze Pazarı (Nedim Kılavuz'un Anlatımı İle)
GAZOZ KAPAKLARI
Tepebaşı Mahallesi
Nice 80 yıllara
Kıraathaneler- Van'da bir kıraathane
Kısa Hikayeler: 4 Sevgili Günlük
Kısa Hikayeler 3: Takvim Amca
Anneler vardır
ANNESİNİN DİLİNDEN,BABAMIN KALEMİNDEN
Bu da geçer ya hu !!
Kısa Hikayeler 2: Karpuz Kabuğu Suya Düştüğü Zaman
Van Yemekleri Dostları İle 2 Nisan'a Doğru
Çanakkale Ruhu: Vanlı Ali
Tıp Bayramı
8 Mart diye bir gün
Gül
Çay ne say ne
Sağlıklı beslenme üzerine
Kısa Hikâyeler 1: Kareli Pantolon
Selam olsun
Haber Yazılımı