Yazı Detayı
06 Mart 2020 - Cuma 13:57
 
2015'ten bu yana değişen nedir?
Mehmet Bedri Gültekin
 
 

2015'in Türkiye'si ile 2020'nin Türkiye'si arasında çok büyük bir fark var. Bu "fark"ın neden kaynaklandığını doğru kavramayanlar çok yanlış sonuçlara varabilmektedirler.

Ocak ve Şubat aylarında İdlip'te izlenen politikaya baktığımızda bu yanlış kavrayışın izlerini görebiliyoruz. Ne demek istediğimizi 2015 ve 2020'yi kabaca karşılaştırarak anlatmaya çalışalım:

24 Kasım 2015'te Hatay-Suriye sınırında bir Rus uçağı düşürüldü. Davutoğlu "Emri ben verdim" diye efelendi. Tayyip Erdoğan ise üç gün sonra muhtarlarla yaptığı toplantıda 'Bir daha uçsun, bir daha düşürürüz' diye konuştu. Bir hafta sonra ise Tayyip Erdoğan; 'o uçağın Rus uçağı olduğunu bilseydik daha farklı davranırdık' dedi.

Rusya'nın tepkisi ise özetle "intikam" alınacağı şeklindeydi. Putin "Tanrı Türkiye'yi cezalandırmaya karar verdi. Bunun için bizi görevlendirdi" mealinde sözler etti. Ve Türkiye Kasım 2015'i takip eden altı ay boyunca Suriye sınırında uçak uçuramadı.

Rusya'dan yükselen intikam tehditlerini ekonomik yaptırımlar izledi. Türkiye'den yaş meyve sebze alımı durduruldu. Turizm sektöründe iptal edilen rezervasyonlar da cabası.

Bu olumsuz durum Haziran 2016'da Tayyip Erdoğan'ın Rusya'dan özür dilemesi sonrasında tersine döndü.

Bu kısa yakın tarih anekdotunu, İdlip'te yaşanan akıl dışı gidiş sonrasında basın yayın organlarında "onu da asarız, bunu da keseriz, omuz üzerinde baş bırakmayız, Şam'a da gireriz, Lazkiye'den Kamışlı'ya kadar artık bizim için her yer vurulacak hedeftir" diye esip gürleyenlere, nereden nereye gelindiğini hatırlatmak için yazdık.

 

Değişen ne?

Gerçekten de 2016'dan bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Bugünün Türkiye'si 2015'in Türkiye'si değildir.

Türkiye birinci olarak o gün elinde rehin durumunda olduğu FETÖ gericiliğini ezmiştir. Ve "açılım politikası"nı sona erdirerek PKK'yı hendeklere gömmüştür. Yani bölücülük ve gericiliğin ezilmesiyle Türkiye, kendi içini önemli ölçüde temizlemiş ve elini güçlendirmiştir.

İkinci olarak Rusya ile uçak krizinin çözülmesinin ardından Astana süreci devreye girmiş ve Türkiye Rusya ve İran ile her alanda beraber hareket ederek 15 Temmuz darbe girişimini boşa çıkarmış ve Batı destekli bölücü teröre karşı sonuç alıcı adımlar atabilmiştir.

24 Ağustos 2016'da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye'nin kuzeyinde 2. İsrail terör koridorunun kesilmesi, Türkiye'nin Rusya ve İran ile geliştirdiği ilişkilerin doğrudan sonucudur.

Bütün bu gelişmelerin sonucunda Türkiye'nin, gerek bölge gerekse dünya politikasındaki ağırlığının arttığı bir gerçektir.

Unutulmaması gereken büyük gerçek şudur: Türkiye'nin ağırlığını artıran en önemli etken, Türkiye'nin Astana süreci ile birlikte milli çıkarlarına uygun bir konumlanma içine girmesi ve Batı'dan gelen toprak bütünlüğüne yönelik tehdide karşı elini güçlendirmesidir.

Bundan dolayıdır ki Türkiye, 2017 yılında ABD'nin tehditlerine rağmen Barzani'nin referandum girişimini engelleyebildi. Zeytin Dalı ve özellikle Barış Pınarı Harekatı öncesinde, gene ABD'den gelen ekonomik ve askeri yaptırım tehditlerine kulak asmadı. ABD askerlerinin pılı pırtısını toplayıp kaçmalarını sağlayabildi.

 

1930'ların Türkiye'si

Türkiye'nin artan ağırlığının şimdi birileri tarafından yanlış değerlendirildiği anlaşılıyor. "Kerameti kendinden menkul" bir kısım zevat, Türkiye'nin artan ağırlığını, bölgesel ve hatta kimi durumlarda küresel bir güç olarak varlığını htirmesini, kendilerine bağlıyorlar.

İşte en büyük yanılgı budur. Bugün sahip olunan "ağırlığın" dayandığı bir nesnel zemin ve nedenler vardır. Ne demek istediğimizi daha iyi anlatmak bakımından yüzyıl öncesinin Türkiye'sini hatırlayalım: Mustafa Kemal Türkiye'sini…

1930'ların Türkiye'si, dünya çapında saygın bir devletti. Balkan ve Sadabad Paktları için harekete geçtiği zaman muhatap devletlerin hepsi seve seve Türkiye'nin çağrısına uydular.

İran ile Irak, İran ile Afganistan arasında sınır sorunları olduğu zaman ilgili devletler arabulucu olarak Ankara'ya başvurdular.

İstisnasız bütün Müslüman halklar açısından Kemalist Türkiye, bir "rol model"di. Hitler faşizminden kaçan bilim adamlarının aklına sığınılacak ülke olarak en başta Türkiye geliyordu.

Milletler Cemiyeti Ankara'ya, üye olması için başvurmuştu. Bu saygınlığın nedeni izlenen tam bağımsızlık politikası, Sovyetler Birliği ve diğer bütün komşularla dostluk, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı ezilen milletlerle dayanışma ve Mustafa Kemal gibi bir tarihi kişiliğin önderliği idi.

Son beş yılda Türkiye'nin uluslararası saygınlığında gözle görülür iyileşmenin nedeni ise, Türkiye'nin Rusya ve İran'la ilişkilerini düzeltmesi, Astana sürecinin bir bileşeni olarak elini güçlendirmesi, Atlantik politikalarına karşı tavır alması ve ABD'nin ülke içindeki uzantılarını ezmesidir.

Bütün bunlar Türkiye'nin "mecburiyetleri"ydi. Türkiye'yi yönetenler bu mecburiyetlere uydukları ölçüde olumlu gidişin bir parçası oldular. Ama unutulmamalıdır, o "mecburiyetlerin" aksine adım atmaya niyetlenenler ise yaşanacak olumsuzlukların parçası olacaklardır.

Dünyanın, bölgemizin ve ülkemizin geldiği aşamada, hükmünü yürütecek olan sözünü ettiğimiz "mecburiyetlerdir". O mecburiyetlere adım uyduranlar olumlu gidişin bir parçası olmaya devam edecek, uyduramayanlar ise kenara atılacaklardır.

Herkesin bu gerçeği aklının bir köşesinde tutmasında yarar vardır.

 
Etiketler: 2015'ten, bu, yana, değişen, nedir?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Türkiye’nin en büyük zenginliği (2)
“Amerika’dan kurtulalım da Rusya’ya, Çin’e mi bağlanalım!”
“Kılıç hakkı!”
Şerden hayır doğuyor!
MariAntuanette ve Donald Trump
“Çin’in Başarısının Sırrı”
Türkiye'nin Koronavirüs karnesi
Kamuculuk kazanıyor!
Diğergâm
"ABD yüzyılı" geride kaldı!
Dünya nereye gidiyor? – 1
En etkili tedbir: Parasız eğitim, parasız sağlık!
"Homo Habilis"ten bu yana verilen kavga
Yaralısını savaş meydanında bırakan Ordu (!)
Sivrisinek ve Nemrut
"Yalnız ölümler!"
"Çok alametler belirdi"
Terörü bitirmede tarihi fırsat
Sömürgeci günahın kefareti
İdlip'te kazanan kim ve kaybeden kim?
Armageddon ya da Melhame-i Kübra
"Türkiye NATO'dur, Biz NATO'yuz!" Öyle mi?
Mülteci sorununun biricik çözümü
Tarihi fırsat mı, tarihi gaflet mi?
Geçmişten bugüne ikiyüzlülük, yalan ve zulüm
Düşman seni alkışlıyorsa…
"İdlipsınavı"nda son durum ve "devlet aklı"
İktidarın İdlip Sınavı
Ergenekon tertibinin ayakta kalan son mevzisi
Elazığ Depremi'nin en büyük dersi
Tarih bir kez daha "Sümer'de" başlıyor!
Günümüzün İslamcıları ne kadar İslamcı?
İran'a saldırmanın dayanılmaz hafifliği
Mezhepçilik hastalığı
İncirlik'e el koymanın tam zamanı
Alevi askerin cenaze töreni
ABD'nin "İntihar Eylemi!"
ABD, tekme tokat kovulurken!...
Sadaka ve geçmişe yatırım bütçesi
"Dersim olayları"nda birleşenler
ABD'nin yaptırım kararına karşı ne yapılmalı?
Eksik ayağı tamamlama görevi
Almanya'nın Dersim aşkı!
"Emperyalizmin dünü, bugünü, yarını"
"Beyin ölümü" gerçekleşen hasta
Üretim Devrimi Kurultayları
Savaş mevzilenmesi
Halk hareketleri
Tarih ve Matematik dersleri
Erdoğan Trump görüşmesi
Zorunlu olan ve olmayan dersler? (1)
ABD'nin beyhude hamlesi
Bir "Enstrüman"ın sonu
Tarihin 200 yıllık sayfası
Olması gereken oluyor
Şimdi ne yapmalı?
ABD havlu atıyor
Moskova'nın "Ortadoğu Planı" üzerine
Soner Polat Amiralin ardından
Sahipsiz toprak mı bulduk?
PKK ne zaman silah bırakır?
ABD ile ortak kara devriyesi!
Bir dönemin sonu
Büyük Millet Olmak!
Siyasette saflaşmanın ardındaki hesaplar
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 25
Demokrasi ile "ahmaklık" arasındaki kalın çizgi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 24
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 23
İlk düğme yanlış iliklenince…
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 22
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 21
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 20
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 19
Doğu Akdeniz'den Gelen Tehdit ve Partilerin Duruşu
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 18
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 17
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 16
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 15
Devlet Bahçeli’nin son eylemi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 12
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 11
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 10
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 9
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 8
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 7
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 6
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 5
"Dersim" çıkışı ile ne amaçlanıyor, kime hizmet ediliyor?
Vatan Fedaisi Resneli Niyazi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 4
Türkiye için tarihi fırsatı değerlendirebilmek
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 3
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 2
Yeni Zelanda ve Sri Lanka katliamları
Siyasal İslam'ın dört dönemi - 1
Siyasal İslam'ın son yenilgisi
Dini siyasete alet etme yarışı
Yine, yeniden Suriye
Emekçi halkın sağlam özü
Artık yeni bir Türkiye'deyiz…
"4. Kuvvet"in katli ya da intiharı
Elazığ aynasında ekonomik kriz ve çözüm
Avrupa'nın gözünden ABD ve Yeni Dünya
ABD ne yaptığını biliyor; Ya Biz?
ABD'nin çaresizliği?
Bedelli Askerlik ve Türkiye'nin "Beka Sorunu"
Tarihi kırılmanın çatırtıları
Milli Devlet yıkılırsa ne olur?
"Latin Amerika'nın Tatar Ramazan'ı"
Aklını kaybeden emperyalist
Tuzak ve gaflet
"Ölüm adın kalleş olsun!"
Eğitimdeki çöküş ve İmam Hatip Okulları
Dış politikamızın yumuşak karnı
2019'a girerken
Tarihi yenilgi ya da büyük zafer
Doğal zenginlik: Ülkenin şansı mı, şanssızlığı mı?
Olmak ya da Olmamak
Ergenekon tertibinin Hakim ve Savcıları yargı önünde
Sınır güvenliği nasıl sağlanır?
Türkiye kamp değiştirince yer yerinden oynar!
Van Ticaret ve Sanayi Odası'nın gözünden sorunlar ve çözümler
Haber Yazılımı